Şex Ahmet El-Cezeri

Ana Sayfa » Cizre Şehir Rehberi » Önemli Kişiler » Şex Ahmet El-Cezeri

İslam dünyasının en büyük filozoflarından biridir. Eserleri dünya edebiyat klasikleri arasında yer alan çok meşhur Şair ve Mutasavvufudur. Eserlerini Kürtçe kaleme almıştır. Merhum Ciziri’nin adı Ahmed, tanındığı ismi Mella-i Ciziri, lakabı ise Nişani’dir.

Nişani, birkaç anlama gelir; Nişan, ok veya tüfeğin atılacak hedef yeridir. Buna göre Ş. Ahmed (r.a) ya bela ve musibetlerin hedefi veya aşk nedeniyle bir hedeftir. Nişan, Kürtçe’de vücuttaki benlere de denir. Nişani benli demektir. Ayrıca, Nişani alametli, belli kişi demektir. Kendisi çok güzel yüzlü, yakışıklı ve orta boyluydu. Babası Şeyh Muhammed adında büyük bir alimdir. Kendisi aslen Cizreli olup, Bohtan aşiretindendir. 75 yıl yaşamış olup, hiç evlenmeden bekar olarak Cizre’de vefat etmiş ve Cizre Kırmızı Medrese’de gömülüdür.

Büyük Filozof, Alim, Mutasavvuf ve Şair olan üstad Ş. Ahmed El-Cezeri yazmış olduğu 2000 beyitlik Divanıyla tüm dünyaya kendisini tanıttırmıştır. Büyük bir dahi olan Mella-i Ciziri, kasidelerinde Allah (cc) aşkı, Resulullah (as) sevgisi, Kur’an ve hadis konuları işlemiştir. Tasavvufa çok çok yer vermiş, Fenafillah ve Vahdetivücud gibi konuları güzel bir şekilde işlemiştir. Dili sade olup, istediğini veciz, kısa cümle ve beyitlerle en güzel bir şekilde ifade etmiştir. Mevcut divanının her kasidesi sonsuz edebi ve felsefi bir hazinedir. Şiirde çok büyük bir sanat kullanarak, şiir sonlarını, yani her mısranın sonunu sırayla aynı harflerle belirtmiştir. Yani alfabetik harf sırası kullanmıştır. Bir kasidesi örneğin b harfi ile bitiyorsa, o kasidenin bütün beyitleri b ile biter. Böylece alfabenin bütün harfleri kullanılmıştır. Cezeri, Hiç kimsenin tesirti altında kalmamış olup, yepyeni bir ekoldur.

Cizre’de halk arasında merhum Mellayi Ciziri hakkında binlerce hikaye, menkibe, ciltler dolusu keramet ve rivayetler yaygın olup, divanında bunlar açıkça görülebilir. Cizre’de önce babasından okumuştur. Daha sonra Diyarbakır, İmadiye ve Hakkari’de okumuş, Malatya, istanbul ve Doğu-Anadolu’nun birçok il ve ilçelerini dolaşıp görmüştür. İcazetini Setrabas’ta (Diyarbakır) almıştır. Kürtçe’nin bütün lehçelerinin yanısıra Arapça, Farsça, Türkçe’yi çok mükemmel öğrenmiştir. Irak, İran, Suriye, Ermenistan, Lübnan,Gürcistan ve Avrupa’nın bir çok ülkesinde eserleri okunmakta ve edebiyatta tez olarak alınmaktadır.

Ahmed El-Cezeri zamanında Cizre müstakil olup, Bohtan Emirleri denilen Cizre Azizan Beyliği elinde bulunuyordu.Şimdiki Cizre Kalesi’nde Mir Seyfeddin tarafından yaptırılan Seyfiyye Medresesi’nde önceleri Şeyh Ahmed El-Cezeri Enderun hocalığını yapmaktaydı. Cizre Emiri II. Mir Şeref ibn Bedreddin ibn İbrahim (Hanşeref) çocukları ve bütün akrabaları bu okulda ders görürlerdi. Cizre sarayında prens ve prenseslere ders verirken, yazmış olduğu kasidelerinde sanki bir kıza hitap edercesine birkaç beyti görülür. Söylentilere göre, Cizre Emiri bunu yanlış yorumlar. Önce Cezeri’yi idama mahkum, daha sonra Diyarbakır’a sürgün ettirir. Diyarbakır’da yedi yıl kaldığı ve bu yedi yıl süre içerisinde Cizre’ye bir damla yağmur yağmadığını halk söylemektedir.

Bir gün Diyarbakır’dan mektubunu bir kamışa koyup ağzını balmumu ile kapattıktan sonra Dicle Nehri’ne atar. Ş. Ahmed el Cezeri, durumunu bu mektupta detaylı bir şekilde açıklamaya çalışır. Bu kamış içindeki mektub, Cizre Kalesi’nin kuzeyindeki Rezimiran (Mirler Bahçesi) denilen bahçenin içindeki havuza girer.Beyin hizmetçileri tarafından görülen mektup çıkarılarak Cizre Beyine götürülür. Mektubun Cizre’ye sağlam varması, beyin havuzuna girmesi, Basra’ya gitmemesi, birer keramettir. Yağmurun Cezeri’nin gelişinden sonra Cizre’de yağması, mektubundaki belgeler kasidesindeki haklılığı karşısında çok büyük bir hata yaptığını anlayan Cizre Beyi, derhal güzel bir şekilde onu Cizre’ye davet eder. Şeyh Ahmed el Cezeri, Cizre’nin İdil yolu girişi olan ve Mılamışik denilen yere gelmesi ile yağmurlar başlar. Bu olayla çok fazla ilgilenen bey, onu eski görevine atadığı gibi, değerini daha fazla anlar ve onun büyüklüğünü öğrenmiş olur. Ayrıca vefat edince de onu kendi ailesi mezarlığına gömmüştür.

Resulullah’a olan sevgsini bir çok yolla denemiştir. Bir beytinde yarine şöyle seslenip sitem eder.

“Senden olan bir kılını ikiyüz Zin ve Şirin’e değişmem.

Ne olur, sen de beni Ferhat ve Memi gibi saysan”

“>Şeyh Ahmed (R.A.) haklı olan büyüklüğünü de şöyle açıklar:

“Feyzimiz Nil gibidir, Biz Dicle ve Fırat’ız”

Zamanında bazı şahıslarca anlaşılmaması üzerine de şöyle bir veciz ifade kullanır:

“>“Kerbeşotu isteyen kara Eşek, güllerin değerini ne bilir?”

Divanında top, peyk gibi bir çok fenni şeylerden bahsettiği gibi, belağat, şiir ve yazma konusunda da Hakan olduğunu haklı olarak belirtince, Şirazi’den çok önde ve meşhur olduğunu da şöyle belirtir:

“Eğer nazımdan saçılmış incileri istersen;

Gel, Mella’nın şiirlerini gör, Şirazi’ye ne hacet!”

Zamanın ünlü alimine de,

“Mella yanında bir kıldır” demekle haklı büyüklüğünü ifade etmiştir.
Vahdeti vücud’a en güzel verdiği örneği de şudur:
“Vahdet sırrı ezelden ebede kadar tutmuştur,

Zatıyla vahittir, tektir, ferttir, onun adedi yoktur Aşk hususunda, manevi olarak en incesine kadar aşkın sırlarını çözebilecek tek kişinin o olduğunu ve bu sırları yüz imam ve yüz akıllı-uyanık kişinin çözemediğini şu beyitle gözler önüne serer:

“Sen Mella’dan hep sor, aşkın esrarını çözer,

Bu muammayı yüz iman ve müsteid bilemez.”

Ölmeden önce Allah’(cc) ın sevgili kulları arasına girip Veli (Erenler) halkasına katıldığını şu beyitle belirtir:

“Bana yüz ayrılık bardağı verdiler, kendimi kaybetmedim,

Visalda bana bir bardak verdiler, mahmur ettiler.”

Divanını Mella Abdulselam Naci Arapçaya tercüme edip yorumlamıştır. Hanizade Mella Abdurrahim YAŞIN (Vestani) 1935 yılında divanının Türkçe çeviri ve yorumunu yapmıştır. Mella Ahmed Zivingi de divanının Arapça yorumunu yapmıştır.

Eserleri:

1- Divan Şeyhul Ciziri,

2- Guften Mella, Guften Emir

3- Guften Mella, Guften Faka

Kendisi Cizre Kırmızı Medrese’de çok seneler profesörlük yapmış yüzlerce alim yetiştirmiştir. Devamlı kalmış olduğu medresesinde vefat ederken Cizre Beyi onu kendi aile mezarlığına almıştır.