Mem û Zîn

İlahi ve Tarihi Aşk Olayı

Cizre hükümdarlarından Emir Abdal (Abdullah) oğlu Emir Zeynuddin zamanında hicri 854, milad5memuzindi 1450/1451 yılında olay meydana gelmiştir.Mem u Zin gerçek hayat hikayesini Hakkarili Şeyh Ahmed-i Hani manzum bir şekilde kaleme almıştır.Ölümlerinden 240 yıl sonra Cizre’ye gelmiş ve eserini 1690 yılında yazmıştır.

Kötülüğü, ikiyüzlülüğü, koğuculuğu, fitne ve fesatçılığı,dalkavukluğu Bekir’de toplamıştır. Doğruluğu, iyiliği, suçsuzluğu, zayıflığı ve çaresizliği de Mem ve Zin’in şahıslarında toplamıştır. Zamanın yaşantısını,sosyal durumunu ve kültürünü büyük bir ustalıkla işlemiştir.Eser,Türkçe,Farsça,Arapça,Fransızca ve Rusça’ya tercüme edilmiştir.Bu gerçek hikaye Anadolu’muzda ve özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da halk arasında çok tanınmıştır.Okumamış kimseler dahi,bazı bölümlerini ezbere kaside şeklinde okumaktadırlar.Ayrıca yerli ve yabancı turistler tarafından türbeleri devamlı ziyaret edilmektedir.Ancak bu güne kadar türbeleri restore edilmemiş ve bakılmamıştır.Kültür Bakanlığı,Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından Mirebdal Camii korunma ve tescile alınmış olduğundan,bu caminin bir bölümünü teşkil eden Mem u Zin kısmı da böylece korunmaya alınmaktadır.

Cizre Beyi,Ebdal oğlu Mir Zeynuddin’in ZİN ve SİTİ adlarında çok güzel iki bacısı vardı.Zin beyaz tenli ve beyin canciğeri gibiydi,Siti ise,esmerimsi ve bir selvi gibiydi.Tacdin,Beyin Divan Vezirinin oğluydu.Tacdin’in babası İskender’in iki oğlu daha vardı.Bunlara Arif ve Çeko denirdi.Tacdin’in kardeşleri Çeko ve Arif,tıpkı şahinler gibi kuşları kapıp kaçıracak şekilde kurnazdılar.Hikayenin ana kahramanı Mem ise,Memıalan lakabıyla şöhret bulmuş olup,Divan katibinin oğlu ve Tacdin’in kardeşi ve ahiret dostuydu.

O zamanlar baharın müjdecisi olan Mart ayında eğlence ve bayram günleri tertip edilirdi.Senenin bu gününde Cizre halkı çoluk-çocuk kıra çıkar, süslenen gençler birbirlerini İslama uygun bir şekilde görür,beğenir ve böylece eş bulurlardı. İhtiyarlar ve çocuklar uzun kış günlerini unutmak için bu bayram eğlencelerine katılırlardı.

kurd-edebiyatında-ilkler

Bey ,kır eğlencelerine izin verince, herkes giyinip gitti. Mem ile Tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip kıyafet değiştirerek çarşıya çıktılar. Çarşıda gezip çalkalanan insanları seyrederlerken,bir anda iki erkek kıyafetli insan gördüler. Onları görür görmez, ikiside yere düşüp bayıldılar.Siti ile Zin bu bayan kıyafetli iki erkeği iyice süzerek,onlar sezmeden her ikisi kendi yüzüklerini onların parmaklarına geçirip oradan yabancıların gelmesi ile onları terk edip ayrıldılar.Bir iki saat sonra Mem ile Tacdin ayrıldıklarında herkesin evine gitmiş olduklarını ve kendilerinin bezgin ve sersem olduklarını gördüler.”Acaba nerede hastalandık biz.Hangi savaşta yaralandık biz” diye birbirlerine bu başlarına gelen olayı anlatırlarken;

Tacdin,

“Kardeşim,elinde bir mücevher var ki;kendisi bir çıra,Yakutu ateş koru,karanlık gecede yakılan bir meşale gibi parlıyor ve üzerinde de ZİN adı kazılmış” dedi.Mem’nun parmağındaki yüzüğü görmek için Tacdin elini uzatınca,Mem da onun parmağında bulunan paha biçilmez ve üzerinde maharetle SİTİ yazılmış bir elmas yüzük gördü.İkisi de hemen kendilerine bu yüzük sahipleri olan Siti ile Zin’in ne yapmış olduklarını derhal anladılar.Bayram eğlencelerinde bu iki genç kızın da onlar gibi kıyafet değiştirdiklerini anladılar.

Bir sihirbaz ve cadı görünümünde olan Heyzebun adlı dadılar Siti ve Zin’i böyle solgun yüzlü,renklerinin değiştiğini görünce,onların hallerini öğrenmek amacıyla:

“Niçin böyle duruyorsunuz?” dedi.

Siti ile Zin başlarına gelen olayı gizlice dadıya anlattılar.Onların yüzüklerini de dadılarına gösterdiler.Dadı,hemen yüzükleri alıp,zamanın falcısına giderek falcıdan her iki erkeğin adlarını ortaya çıkarttı.Daha sonra bir hekim kılığına girerek,hastaları şifaya kavuşturmak amacıyla Cizre’nin sokaklarına daldı.Koynuna birkaç kitap,neşter,şişe,kese,bazı ilaçlar almıştı.Mahalleleri gezerken,onu gören gençler arkadaşları ve komşuları olan hasta Tacdin ve Mem’ya götürdüler.Yabancı bir doktor kadın kılığında olan Heyzebun:

“Bizi lütfen yalnız bırakınız”,dedi.Orada bulunan akrabaları ve diğer gençler odayı boşalttılar.Heyzebun Tacdin ve Memi’ye her iki kızında sizin gibi aşık olduklarını söyleyerek,

güzel bir dille durumlarını onlara anlattı ve değişen yüzükleri bir daha geri istedi.Tacdin inanmaları amacıyla yüzüğünü geri gönderdiyse de,Mem yüzüğünü vermeyerek:

“Bununla yaşıyorum ben” dedi.

Mem ve Tacdin kadar aşık olan ve inleyen her iki kız,dadıları Heyzebun’u sabırsızlıkla bekliyorlardı.Dadı dönüşte Siti ve Zin’e durumlarını anlatınca aşkları daha fazla alevlenmiş oldu.

Aşkları had safhasına ulaşan Mem ile Tacdin,kalkıp arkadaşlarına giderek,başlarına gelen macera ve halleri onlara anlattılar.Bunu duyan arkadaşları önce Tacdin için olmak üzere bazı büyük Cizre alimleri,adliyecileri ve beylerden birer grup alarak,zamanın Cizre Bey’i Mir Zeynuddin’in huzuruna dönür olarak çıktılar.Böylece Siti’yi Tacdin’e istiyorlardı.

Bey de:

“Layık gördüğünüz üstündür,vekil kimse gelip otursun” dedi.

Tacdin’in vekili olan kardeşi Çeko Bey’in eteğini öperek,kabullendi.Bunun üzerine hepsi Bey’e teşekkür ederek,davullar,rubablar,çalgılar çalınarak düğün şerbeti içilmeye başlandı.

Sonra Bey,altın ve gümüş tabaklar içinde bir gök tabakası kadar geniş ve zengin bir sofra çekti.Davul,zurna,ud,keman,tanbur,çeng,santur ile neyler çalındı.Mem ve Tacdin giyinmiş olarak Mir Zeynuddin’in elini öperek eğlence meclisine katıldılar.Böylece Tacdin ve Siti için yedi gün yedi gece düğün yapıldı.Gerdeğe girdiklerinde,gerçek dost ve arkadaşı olan Mem,Cizre yöresinin bir adeti olmak üzere dış kapıda onları silahıyla bekledi.

Soyca Botanlı olmayıp,aslen şimdi İran’da bir köy olan Merguverli Bekir adında fitneci,dedikoducu,fesat aldatıcı,ikiyüzlü olan bir adam vardı.Bu Bekir hem Bey’in kapıcısı

(Dergehvan),hem de kahvecisi idi.Halk bunu Beko olarak da çağırırdı.Bu adamın kötülüklerini bilen Tacdin,Bey’e kaç sefer bu adamın bu kapıya layık olmadığını ve kapıcılık tan alınmasını söylerdi.Ancak Bey :

“Değirmenimiz onunla dönüyor.Köpekler de kapıcıdırlar”,derdi.

Huylarında daima şeytanlık gizli olan Bekir,Bey’i sinire getirmek için bir gün söyle dedi:

“Beyim,Siti’yi siz çok telef verdiniz.Kayser,Kisra,Fağfur isteseydi böyle çabuk vermezdiniz”dedi.

Bey şöyle cevap verdi:

“Ey bedbaht,Tacdin ve Mem’i onlara değişirmiyim.Savaş olduğunda bize ikiyüz esir getiriyorlar”

Bununla da Bey’e tesir edemeyen dedikoducu Bekir,artık başka şeyler tasarlayarak ağız değiştirdi.

“Efendim,Tacdin kendi tarafından Zin’i Mem’e vermiş”

Bey: ”Neden bana sormadı acaba.Benden kalmamış mı korkusu?

Bekir: ”Bilmiyormusunuz Beyim,orası öyledir. Yiğittir, gençtir, beyzadedir”

Bey: ”Gönlümde gerçekten Zin’i Mem ile şereflendirip vermek vardı. Artık atalarım Hz.Halid-in ruhlarına and içerim ki; Zin’i karı olarak Mem’e vermiyeceğim. Başından bezmiş olan varsa,işte Zin,istesin bakalım”dedi.

Cizre Kalesi ile Dicle Nehri arasında kalan yerde büyük bir bahçe bulunurdu ki;bu bahçede türlü türlü ağaçlar,evcil ve yabani hayvanlar bulunur ve beslenirdi.Bu bahçeye Beybahçesi olmak üzere (Rezimiran) denilirdi.O kadar ağaçlar,güller çeşit çeşit bitkiler sıktı ki,insanlar içinde birbirlerini görmezlerdi.

Bir gün Bey ve Cizre halkının tamamı kıra ve av avlamaya giderler.Mem o gün bir yere ayrılmaz,Zin ise,hükümdar olan ağabeyi Mir Zeynuddin’in bahçesine gider.Çoktandır Zin’i takip eden Mem,Zin’in bahçeye girdiğini görünce,gizliden kendisi de bahçeye dalar.Kabahatlı olan Zin,Mem’i görünce birden yıkılıverir yere.Mem bu sırada onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der:

“Ey gül;Gerçi sen de nazeninsin,

Sen nerde,Zin’in yüzünün rengi nerde?

Ey gül!Gerçi senin güzel kokun var,

Reyhan senin için kara yüzlü olmuş.

Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsiniz.

İkiniz de arsız ve hazversiniz.

Ey bülbül!Gerçi sen de aşk adamısın,

Kırmızı gül mumunun pervanesisin.

Benim Zin’im senin kırmız gülanden daha şendir.

Benim bahtım da senin talihinden daha karadır.

Ey sonucu iyi olan büybül!Asıl bülbül benim.

Boşuna kendini niçin kötü adlı yapıyorsun.

İlkbaharda gül bahçeleri

Bir değil,yüzbinlerce gül verirler.

Benzerleri çok olan yerler

Huri ve melek bile olsalar

Sebep olmaz onlar hiçbir yerde

Çünkü bulunurlar her yerde

Bir tane olsa,eşsiz ve emsalsiz olsa

O da Zin gibi ve Ankara gibi perde arkasında olsa
Aşık o zaman neyle teselli bulur?

Sabretmeden,ölmeden,çaresi nedir onun?”

Durumdan habersiz olarak Mem böyle söylenirken,ikiyüz kişinin nedimeliğini yaptığı Zin’i görür ve dayanamayıp yere yuvarlanır.Zin’in ayakları önüne yığılır,kalır.Yere düşünce,Mem’in ayakları Zin’e değdiğinden,Zin ayılır.Yanında Mem’i görünce acep hayal midir?Gerçek mi? Rüya mı görüyorum,yoksa hakikat mı? diye telaşa düşer.Zin,Mem`in ellerini avucuna alırken,Mem onun zülüflerinin kokusundan ayılır.Önce el işaretleri ile,sonra dilleri çözülünce konuşurlar. Üzerlerinden geçen kazaları yeniden binlerce sünnetle eda ederler.

Bey,avdan döndüğünde,davul-zurnalarla karşılanır.Yakaladıkları ceylanları,kurtları,

tilkileri bahçeye salmalarını emreder.Bahçe kapısının kilitli olmadığını gören Bey,şüphelenir ve girer.Bakar ki ,biri abaya sarılıp oturmuş bahçeye.Benden habersiz kimdir bu zamanda bahçeme gireni öğrenmek için biraz yaklaşır ve Mem’i görür.Mem şöyle der:

“Beyim,biliyorsunuz ben hastayım.Sizin ava gittiğinizi duyunca benim de canım sıkıldı.Sonra kendimi burda buldum” der.

Bey der ki:

“Bari bahçede birşeyler avladın mı”

Mem : “Ben bu bahçede bir ceylan buldum.Zülüfleri siyah,kokusu güzel,sen geldiğin için

Gizlendi.Sen gelmezden o açıktaydı”

Tacdin bu sözleri işitince,yanında abasının altında Zin’in gizlendiğini anladı.Bey’e Mem’in hasta ve saralı olduğunu söyleyip,oradan meclise gidip divan kurarlar.Tacdin Bey’i aldatıp meclise götürdükten sonra,Mem’e gelip:

“Kardeşim ne haldir” diye sorar.O da abasının altından Zin’in saç örgülerini gösterir.

Tacdin bu durumu görünce hemen eve koşar.Karısı Siti’ye Kur’an-ı Kerim ve altın beşikteki

Çocuğu alıp çıkmasını söyler.Mem ile Zin zor durumda olduklarını karısına anlatır. Tacdin bu sırada evini ateşe verdi.Feryadını yükseltti.Kabileler,aşiretler ve herkes yangın söndürmeye koşarlarken,Bey ve hizmetçiler de saray ve bahçeyi boşaltarak yangına doğru gittiler.Böylece Mem ile Zin’in kurtuluşu ve gerçek dostluk için Tacdin evini feda etti.Emsali görülmemiş bir dostluk örneğidir.

8672_417960704958830_1689618581_n

Zin ve Mem’in aşkından haberder olan Bekir hemen Bey’e uluşarak olup bitenleri anlatır. Bey de, bunu öğrenmek için bir hal çaresi aramasını emreder. Bekir der ki:

“Beyim kendisiyle satranç oynayın.Satranca davette eğer beni yenersen istediğini alırım.diye söylersiniz.Böylece esas amaç belli olur”

Gizlice Mem’i bahçeye çağırtır.Meşrusatlar ve meyveler hazırlanır,yiyilir,içilir.

Bir ara bey Mem’e:

“Bu gün bizim seninle savaşımız vardır:

Kalk da karşıma geç

Şüphesiz seninle savaşacak olan benim

Ey alnı açık seninle şartımız:

Sen ne istersen,bizim için de gönül dileği” der.

Bu sınavın sonucunun kötü olacağını düşünen Bey’in çok güzel ve yiğit olan oğlu GIRGİN bunları duyunca hemen Tacdin’e koşup haber verir.Tacdin de Çeko ve Arif’i yanına alarak gelir. fft5_mf284917

Beraber üç el satranç oynadıklarında, Mem çok müthiş bir satranç oyuncusu olduğundan Emir Zeynuddin’i üç el yener.Bun gören şeytan ruhlu Bekir,Beye yerlerini değiştirmelerini söyler.Yerlerini değiştirdiklerinde Mem’in yüzü Zin’in oturduğu pencereye geldiğinden,aşkı dolayısıyla satrancı unutur.Mem,Fil ve Feres’i bedava elinden çıkartıp,böylece altı el yenilir.Bey de,tam böyle yenilmiş,sevgilisi karşısında oturup şaşırmış Mem’e sevgilisinin kim olduğunu ve mutlaka getireceğini söyler.Beko önceden tedbirli olduğundan ,hemen lafı yapıştırır.Sevgilisinin dudağı benekli ve döğmeli bir kapkara arap kızı olduğunu söyler.Bunları duyan Mem kızar ve şuurunu kaybederek:

“Asla,Bekir’in söylediği gibi değil,padişah kızı saraylı olup,temiz soylu ve ismi de Zin dir” der.

Bey bunu duyunca hemen hizmetçilere öldürmelerini söyler. Fakat orada hazır olar Tacdin,Çeko ve kardeşleri hemen bağırıp,hizmetçileri durdurarak şöyle derler:

Sizler Mem’i tutuklayıncaya kadar,

Sizlerden üçyüz kişi yaralanacaktır.

Ve bizleri de siz parçalamadıkça

Mem’e bir şey yapamazsınız.

Ancak ,elimiz Bey’in önünde bağlıdır.

İşte boğaz,işte el,ayak ve işte Zincir” derler.

Bey bu sefer,Mem’in ellerini bağlattırıp zindan’a gönderir.Mem bir sene kadar zindanda kalır.Daha sonra Tacdin ve kardeşleri Bey’e değerli bir ihtiyar gönderip,Mem’i serbest bırakmasını söyler.Bekir bunada bani olarak,Bey’in altına girerek şöyle der:

“Efendim bunlardan kurtulmak istersen Mem’e ya bir zehir vermelisin veyahut Zin’i zindana göndermelisiniz yanına.Zaten o hakiki aşıktır.onu görünce ölecektir.”

Emir Zeynuddin dini duyguları için onu zehirlemek istemez.Ancak bu planını gerçekleştirmek için hiç gitmediği kardeşi Zin’in odasına geceleyin gider.Zin Bey’i görünce Beylere yakışacak şekilde edeple oturur.Bu güne kadar Mem hadisesini Zin’in yüzüne vurmayan Bey,artık olayı anlatmaya başlar.Zin utancından ve üzüntüsünden yüzüstü bayılıp yere yığılır.Ağzından ve burnundan kanlar akar.Bu durumu gören Bey büyük bir üzüntüye dalar.Geç vakitlere kadar bacısının baş ucunda ağlar.Ev halkı saatlerce geciken Cizre Beyi’nin durumunu öğrenmek amacıyla ,merakla kapıya gelirler.Bakarlar ki;Zin yerde baygın ve kanlar içinde,Bey’de başucunda ağlamaktadır.Yoksa öldürdünüz mü? Diye sorarlar.İşte tam bu sırada dışarıdan bir gizli ses duyulur.

“Mem öldü”

Bu sesi baygın olan Zin işitir işitmez kalkar ve oturup,ağabeyşi olan Bey’e bir çok keramet nevinden cümleler kullanır.Mem ile Zin’in aşklarının maddi bir aşk olayı olmadığını,

bu aşkın manevi bir aşk olduğunu öğrenen Emir Zeynuddin,Bekir’le beraber kurmuş olduğu plandan vazgeçer.Zin’e de artık seni Mem’e verdiğimi,düğününüzü bu günlerde yapacağını ve bu güne kadar çektirdiği acılar için özür dileyerek,Allah tan affını diler.Zin,ağabeyisinin bu gerçek düşüncesini öğrenir öğrenmez,hemen süslenerek Bey’den Mem’i görme izni ister.

Zin yanına dadısı ve kız kardeşi Siti ile yüz nedimeyi alarak zindana doğru gider.Kapıda Mem’i tarif ederek,onunla görüşeceklerini söyler.İçerideki mahpuslar birlikte şöyle anlatırlar:

“Mem düne kadar aramızdaydı.Yalnız dün akşam pencereden vücudu üzerine bir yeşil,bir sarı ışık topluluğunun geldiğini gördükten sonra,konuşmaz olmuş.” Bunu duyan zin,yanındakilerini bırakarak zindanın içine iner.Ayağıyla Mem’i dürterek.biraz konuşturur.

Mem şöyle der:

“Sen beni görmek için değil.tatlı canımı almak için gelmişsin”

Zin =Hadi kalk zincirlerini çözüp,Bey’in huzuruna çıkalım,iznimizi verdi.

Mem=Ölümü olan bey,bey değildir.Biz beylerbeyinin huzuruna çıktık”diyerek ölür

Ölüm haberi saraya ve şehre yayılınca Tacdin koşup gelir ve Bekir’i karşısında bulur

Bekir’e şöyle seslenir:

“Ey maksatları meneden,Mem ölürde sen hayatta yeryüzünde mi gezeceksin” der ve kılıcını çekerek leşini yere serer.Halk Bekir’in öldürülmesini Bey’e ulaştırarak,Tacdin’in üzüntüsünden aklını kaçırabileceğini ve başka kazaların elinden çıkabileceğini söyler.Tacdin zincirlenir.

Bu acıklı aşk olayına tümüyle üzülen Cizre halkı, Mem’in ölümüyle bir yasa bürünmüşlerdi. Hatunlar, perdeliler, örtülüler, fesliler, peçeliler ve herkes matem için karalar giydiler. Hatta daha öncesi siyah çarşaf yokken,o günden itibaren çarşafları siyah giyme adeti ortaya çıkarıldı.

Bu sırada,Mem’in yıkanması ve kefelenmesi bitmiş,saraydan çıkarılmaktadır.

Tacdin üstten bakıp Mem’in tabutunu tüm şehrin eli üzerinde görünce,hıncından zincirleri kırıp,koşarak ölüye doğru gider. Ölüyü taşıyanları iteleyerek, cenazeyi başına bırakır. Bu sırada Zin üzüntüsünden cenaze ile mezara gitmektedir.Bey Tacdin’in öfkesinin yatışıp yerine sabrın geldiğine kanaat getirdiği için,bir şey demez.Mem’i Abdaliye Medresesi’ne götürüp Gömme hazırlıkları yaptıkları bir sırada,iki oduna bağlı bir ölünün birkaç insan tarafından taşınıp oraya doğru getirildiği görülür.Bunu gören Emir Zeynuddin sinirlenerek:

“Bu mezar müslümanların mezarıdır.O köpeği aramıza almayın”  der.

İlahi aşka varan Zin,ağabeyisinin yanına giderek:

Bey’im Mem’in bulunduğu şehitlikten Bekir’i sakın mahrum etme.Bizi o köpek Bizi o köpek korudu.Bizi kıyamete kadar kapı eşiğinde o koruyacaktır.” der. Bekir lehinde güzel cümleler kullanır.Böylece Bekir’i bir köşeye gömerler.

Zin eve dönmeyerek devamlı mezar başında ağlar ve şöyle der:

“Ey vücudumun ve canımın mülkümün sahibi

Ben bahçeyim,sen de bahçıvan
Senin bahçen sahipsizdir

Sen olmazsan onlar neye yarar

Kaşlar,gözler,zülüfler neyedir

Zülfümü tel tel çekeyim

Sonra yarim sen beni belki değişik görürsün

En iyisi hepsi yerinde kalsın

Hakka emanetim teslim edeyim”

Diyerek yapıştığı mezar taşında canını verir.Bey,Zin’in naşını gömülü olan Mem’in mezarını açtırarak Zin’i sarktığı sırada şöyle seslenir:

-“Mem! Al sana yar” der.Mezardan Mem’in cesedinden üç defa ses gelir.O ses:

-“Merhaba” diye yükselir.

Gerçek aşktan ilahi aşka varan MEM ve ZİN’e Allah rahmet eylesin.

KAYNAK : Abdullah YAŞIN

(Bütün Yönleriyle Cizre adlı kitabından)

 

 

Eserden bir alıntı

Zîn bı fındera dı peyive (Zîn muma sesleniyor)
dem,şem`e dı kır jıbo xwe demsaz (bazen mumu ederdi kendine muhattap)
ey hemser u hemnışın u hemraz (ey sır ve oturma arkadaşım,baş arkadaşım)
herçendı bı sohtıne wekı mın (gerçi yanmak yönünden benim gibisin sen)
emma ne bı gotıne wekı mın (fakat konuşma yönünden benim gibi değilsin)
ger şıbhete mın te jı bı gota (eğer sen de benim gibi söyleseydin)
de mın bı xwe dıl qewi ne sohta (benim de gönlüm fazla yanmazdı)
derde mın u te jı yek bı ferqe (benimle senin derdin farklıdır)
ew ferqe jı xerbe ta bı şerqe (o fark doğudan batıya kadardır)
meşrıq tuyı,agıre te zahırsen (doğusun ateşin görünüştedir)
mexrıb ez,u batıne mın agır (batı da benim, içim ateştir)
daim dı sojıt me rışteye can (her zaman yanıyor canımızın damarı)
) te na sojıtın bı xeyre ezman (senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz)
pehtı me lı ser,dı dıl perenge (benim başımda alevler,gönlümde köz var)
cane me dıgel perenge cenge (canım o közle savaştadır)
şewqek te lı ser seri diyare (senin başının üstünde ışık var)
sewdayeki serseri dı bare (ondan serseri bir sevda yağıyor)
ew şewq jıbo tera zımane (o ışık senin için dildir)
ev pehti jıbo mera ziyane (benim başımdaki alev ise zarar verir bana)
pehta jı dıle me dayı ser ser (benim gönlümden başıma vuran alev)
hukmje dı ketın lı baye serser (şiddetli rüzgara hükmeder)
her çendi bı şev dı minı bıdar (gerçi geceleri uyanıksın sen)
sıbhan dı nivi heta vı evar (ama sabahtan akşama da uykudasın)
evar u seher bı roj,eger şev(akşamdan şafağa,günden geceye)
ez her dı sojım wısa lı ser hev (hep yanarım ben)

Mem bı dicle`ra dı peyive (Mem dicle`ye sesleniyor)

naçar ı jı heyşete dı çu dur (mem çaresiz insanlardan uzağa giderdi)
hemder ı dı bu dıgel şete kur (derin nehirle hemdert olurdu)
ki: ey şıhbete eşke mın rewane (ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir)
be sebr u sıkuni,aşıqane (ey aşıklar gibi sabırsı ve sukunetsi nehir)
be sebr u qerar u be sıkuni (sabırsız kararsız ve sükunetsizsin)
yan şıbhete mın tu ji cinuni? (yoksa sen de benim gibi deli misin?)
qet nıne jıbo tera qerarek (senin için hiçbir karar kılmak yok)
xalıb dı dıle teda nayarek (galiba senin de gönlünde bi yar var)
her kehze te jı çı tete bıre? (her an senin de hatrına ne gelir?)
sergeşte dı bı lı rex cizır`e? (ki böyle cizre`nin yanıbaşında coşuyorsun?)
ev şehreye ger jıbo te mehbub (eğer bu şehirse senin sevgilin)
hasıl geriyaye bo te metlub (işte elde etmişsin arzunu)
daim dı dıle tedane menzil (her zaman koynundadır bu konaklar)
deste te lı gerdane hemail (kollarını dolamışsın gerdanına)
heja jı xwede tu fıkre na ki (hala allah`tan korkmuyorsun da)
her roji hezare şıkre na ki (her gün binlerce şükretmiyorsun da)
ev çende dı ki hawar u gazi (bunca feryad figan ediyorsun)
2edı çı mıradeki dıxwazi? (artık ne murad istiyorsun?)
behude çıra dı ki tu feryad? (boş yere niye feryad ediyorsun)
aware dı çı diyare bexdad (avare avare bağdat diyarına gidiyorsun)
ger ez bı gırım we ger bı nalım (ben ağlarsam,inlersem eğer)
wer ez bı mırın we ger bı kalım (ben ölürsem sızlarsam eğer)
herçı weku ez bı kım rewaye (her ne yaparsam ben revadır)
maquli jıbo mera fenaye (benim için mantıklı yol,yok olmaktır)
carek lı dıle mı jı guzer ke (benim gönlümün içinden de geç bir kez)
serçeşmeye çeşme mın nezer ke (gözlerimin baş pınarına bak bir kez)
derde dıle mın ku be dawaye (gönlümün derdi neden dermansızdır)
çeşme tere mın çıma ceraye (ıslak gözlerimin macerası nedir)
diwaneme mın peri bı der da (divane oldum ben periyi elden kaçırdım)
ez dicle`me zenbere me ber da (dicleyim ben zenbereği bıraktım)
westani u nergızi u seqlan (dicle kıyısındaki yer isimleri)
derwaze u omeri meydan (dicle kıyısındaki yer isimleri)
van seyregehan tu le dı kı geşt (sen oralarda dolaşıyorsun)
ez mem`e jıbo mıra der u deşt (tek başıma kaldım burda bu ovalarda)

821
Ehmede Xani (Ahmed Hani) Mem u Zin`nin girişinde derki: Ben bu kitabı diğer kürt aydınları gibi Farsça ya da Arapça(zamanın gözde dillerinde) yazmıyorum kendi dilimle (Kürtçe) yazıyorum ki daha sonra çıkıpta sizin diliniz yok sizin edebiyatınız yok demesinler.