Hani`nin Tasvirlerine Göre XVII. Yüzyılda Cizre

Ana Sayfa » Cizre Şehir Rehberi » Cizre Tarihi » Hani`nin Tasvirlerine Göre XVII. Yüzyılda Cizre

Hani`nin Tasvirlerine Göre XVII. Yüzyılda Cizre

Doç. Dr. M. Sait ÖZERVARLI
TDV İslam Araştırmaları Merkezi
Cizre hakkında tasvir yapan benim bulduğum en eski müellif İbn Havkal`e (ö.367/977) göre“Ceziretü İbn Ömer, ağaçları, meyveleri, suları, tepeleri, istifade edilen yerleri,verimli toprakları ve suru olan küçük bir şehirdir. Savaşlar olmadığı takdirde badem, fındık, kuruyemiş, incir v.b. götürülüp satılır.Bölgenin en mamur ve en güvenlikli yeridir.“…..yine klasiklerden Maksidi`ye (ö.380/990) göre“Ceziretü İbn Ömer,üç tarafı sularal çevrili,şirin ve nezih bir şehirdir,binaları taştan yapılıdır ve burada kış mevsimleri güzel geçer.“…..Yakut el-Hamavi (ö.626/1229) “Ceziretü İbn Ömer, verimli ve hayratı bol bir merkez ve çok sayıda alimin yetiştiği bir yerdir.“der.Hamdullan el Müstevfi`nin (ö.740/1340) eserinde ise “el-Cezire 100`e yakın köyü bulunan büyük bir şehir olup üzümü çoktur.“demiştir.
Meşhur seyyah İbn Battuta`ya (ö.770/1368-9) göre “Cezire-i İbn Ömer büyük,güzel ve tarihi harabelerle dolu bir şehirdir.Güzel bir çarşısı,taşlardan yapılmış sağlam bir camisi ve surları var.Halkı çok iyi ve düşkünlere muhabbetleri var.Cizre`den Hz. Nuh`un gemisinin indiği Cudi Dağı görünür.“Hani`nin çağdaşı ve ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi de(ö.1095/1684) “Seyahatname“sinde Cizre`den bahsederken Hz. Nuh`la ilgili uzun bir anlatıma yer verir.
İngiliz gezgin Gertrude Lowthian Bell, 1911`de yayımladığı “Amurath“adlı eserinde Cizre`nin Şah(Çağlayan) köyünün kalesinden ve Hisar (Hebler) köyünün mukayaese edilemeyen inanılmaz güzelliğinden bahseder.Onun anlatımına göre Hebler nar,ceviz,incir,badem ,dut ağaçlarına gömülü,üzüm asmaları bir ağaçtan diğerine uzanmış,yerler ekinlerle kaplı,yamaçlar ise kıpkırmızı zakkum çiçekleri ile çevrilibir yerdir.Cizre ise ada üzerine kurulu,kalesinde aslan figürleri bulunan,surları kısmen ayakta kalan,yarım saat mesafede tarihi köprüsüne.bronz kapılarave orjinal tokmaklara sahip ulucamisi bulunan bir şehirdir.Müellif ayrıca suyun çekildiği nehir yatağının bazı yerlerde oluşturduğu bataklıktan kaynaklanan sıtmanın yaygınlığına ve yazın aşırı sıcağına da temas eder….
Şeyh Ahmed-i Hani 1061 yılında Hakkari yöresinde doğmuştur.Babasının adı İlayas`tır.Birçok şehri dolaşarak medreselerde ilim tahsil etmiş,bu arada uzun yıllar Cizre`de yaşamıştır.Bilinen eserleri arasında Akaid Risalesi,Nubahar adlı lugat kitabı,rubaileri ve konumuzu teşkil eden Mem u Zin adlı manzumesidir.1700`lerin başında Ağrı`nın Doğubeyazıt ilçesinde vefat etmiştir.Kabri İshak Paşa Sarayı yakınındadır….
Mesnevi tarzında yazılmış olan Mem u Zin,Leyla ve Mecnun,Ferhad ve Şirin gibi bir aşk hikayesidir.Cizre`de yaşanmış olaydan aktarılan hikayenin kahramanlarının türbeleri Mir Abdal Mescidi` nin bitişiğinde olup bugün de ziyaret edilmektedir.Sözü edilen olay Cizre`de geçtiği için eserde o günün Cizre`si hakkında da önemli tasvirler yer almaktadır.Ayrıca yaratılıştaki sırlar,ilahi aşk,toplumsal sorunlar,halkın bilgilenmesi,birlik ve beraberlik, vefa duygusu gibi temalar da işlenmektedir.Edebi özelliği yanında ayrıca beyitlerinde yoğun bir şekilde düşünce,ahlak ve toplum felsefesi işlenmektedir.Kainatın yaratılış ile insanlara sorumluluk yüklenmesindeki sırlar üzerinde duran Hani,gerek tabiatta gerekse insanın duygu ve davranışlarında görülen zıtlıkların hem eşyayı tanımayı sağladığını,hem de varlıkta ve insandaki ahenk ve birliği temin ettiğini düşünür.Ayrıca görünüşte kötü olan birçok şeyin aslında iyi olduğunu belirtir.
Mevlana ve Cami gibi tasavvuf şairlerinin etkisinde olduğu anlaşılan Hani`nin ilahi aşka,Allah`ın kudretine ve insanlar arasındaki vefa duygusu zerinde çokça vurgu yaptığı görülmektedir.
Hani`nin İsmail Bayezidi (ö.1121/1709) Şerif Han Culamergi (ö.1161/1748) ve Murad Han Bayezidi (ö.1192/1778) gibi öğrenci ve takipçileri olmuştur.
Olayın vuku bulduğu dönemdeki cizre beyinin adı zeynüddün olarak veren hani,muhtemelen beyi asıl adıyla değil,hizmetlerinden dolayı “şehtin ve dinin süsü“ anlamındaki kahabıyla tanıtmıştır.Haninin mesnevisi incelendiğinde cizreyi şu 3 yönüyle öne çıkardığı gözleniştir. Tarihi ve geleneksel unsurlar,zenginlik ve bolluk,çevre güzelliği.
Hani eserinde Cizre`nin, büyük insanların ve beylerin meskeni olduğunu sık sık vurgular.Ayrıca Cizre`deki birçok gelenek ve olayları ayrıntılı olarak tasvir eder.Düğünlerde çalgılar keman,ud,rebap,tanbur,zurna,santur ve nakurdan oluşurken,yaygın olan avcılık geleneğinde Hani`nin ifadesine göre Bey`in katılımıyla gerçekleşen toplu av partileri yapılırdı.Avcı hayvanlar olarak şahin,kartal tazılar kullanılırken,saf kan arap atlarıyla iştirak edilen avda yabani hayvanlar ve özellikle tavşan,ceylan,ahu,turna,keklik ve çil yavruları hedef teşkil ediyordu.Av sonunda canlı yakalananları Beyler;vurulup kesilenleri halk alıp Cizre`ye dönerdi.Beyler ve Şehzadeler arasında yaygın olarak satranç oynama ve zaman zaman iddialı turnuvalar düzenleme adeti mevcuttu.
Bey`in bahçesine gelince; İrem bahçesi ancak onun yanında bahşiş olarak verilirdi.İçinde büyük ağaçlar,selviler,çamlar ardıçlar,çınarlar,narlar,elmalar,çiçeklerden reyhan,menekşerler bulunuyor,her tarafı çimlerle kaplı,ayrıca kuşlar ötüşüyordu.Hani`ye göre bahçe düzenli ve sistematik bölümler ayrılmış,kenarları cetvelle çizilmiş,etrafı süslenmiş bir kitaba benzemektedir…..
Dicle Nehri ise Hani`nin tasvirlerinde Cizre`nin hayat kaynağıdır.Yani Kahire için Nil neyse Cizre için de Dicle odur.Özellikle yazın Cizre`lilerin can damarı haline gelir.Ancak kış ve ilkbahar aylarında Dicle Nehri kabarır,çoşar ve taşar.Hani de Dicle Nehri`nin çoşkusunu ve taşmasını aşıkların sabırsızlığına,onların dinmeyen gönül dünyalarına benzetmektedir.O`na göre sükunet bulmayan,kendi nehir yatağında kalmayan ve Cizre`yi bir ada haline getiren Dicle ya deli yada aşıktır.Şair,sevgilisine kavuşamayan Mem`in ağzından Dicle Nehri`ne şöyle seslenir:“Nedir senin istediğin?Eğer senin aşkın Cizre ise buna kavuşmuş bulunuyorsun!çünkü şehirdeki evler seninle beraberler,adeta kalbine girmişler.Hatta sen Cizre`nin boynunda bir gerdanlık gibisin.Hala sen Allah`ı anmıyor ve günde bin kere şükretmiyorsun.Üstelik çok sevdiğin Cizre`de kalmıyor ve feryad edip bağdat doğru gidiyorsun.
Şair, Dicle Nehri`nin geçtiği ve Cizre`de sayfiye yerleri kabul edilen bölgelerin adlarını şöyle sayar:Westani,Nergizi,Saklan,Dervazi,Ömeri ve Meydan`ı zikretmektedir.Bunların bazıları bugün de Cizre`lilerin seyrana gitme adını verdikleri kıra çıkma geleneğinin başlıca yerleridir….