Cizre Beyliği

CİZRE BEYLİĞİ

Bölgede Mirekler devri diye söylenir. Mir, bey anlamında olduğundan, Mirekan Beyler manasına gelir. Esasında beylik Zengiler devrinde 1200 yıllarında kurulmuş olup, önce bir aşiret beyliği şeklinde idi. Beyliğin kurucu Süleyman Bey olup, kökleri Resulullah’ın sahabesi, büyük savaşçı Halid bin Velid (RA.) a dayandırtırlar. Beylik 627’e kadar 427 yıl bölgede hükümran olmuştur.
Cizre Beyliğine bağlı 14 kale ve güzel nahiyeleri bulunurdu. Bunlar; Finik, Şah Der, Tanzeh, Tor, Hitim, Eruh, Bırke, Badan, Piruz, Nişitli, Ermişat, Kiver, Kürkil (Gurgil) idi.
Finik, Cizre’nin kuzey – batısında tarihi bir şehirdir. Dicle kenarında güzel bir kalesi olup, evler beyaz kalker taştan oyulmuştur. Şah ise, şimdi Cizre’nin Çağlayan köyü olup, eski Romalılardan kalma tarihi eserleri ve kaleleri bulunur. Der, kilise manasında olup, Dera denilen Aşağı dere köyü ihtimali olabilir. Tanzeh, şimdi Eruh’a bağlı bir köy olup güzel kalesi ve tarihi yerleri bulunur. Tor, İdil ile Midyat arasında kalan susuz bölgeye denir. Tor bölgesinde, susuzluktan yağmur sularını bir yere toplayıp içen tüm köylere verilen bir addır. Cizre’nin Dağkapı Mahallesinin eski adı da Tor idi. Çünkü bu kapı Tor bölgesine açılırdı. Hitim ((Hitam-Heytem) Eruh’a bağlı bir köy olup, Dicleye yayan yarım saatlik bir mesafededir. Hitim, İdilin Bafi (Sulak) köyü karşısındadır. Eruh ise, şimdi Siirt’in bir ilçesi ve Cizre’ye komşudur. Birke, şimdi. Şırnak’a bağlı bir köydür. Badan, Binat denilen tarihi Baaynas şehri olarak zannedilir. Kiver ise, Giver adı verilen Şırnak’a bağlı bir yerdir. Veyahut Yüksekova adıyla anılan ve bölgede Giver denilen bir ilçedir. Ermişat Irak Dohuk’tadır. Kurkil (Gurgil) ise, Uludere bölgesindedir.
Cizre’de medrese, cami, hayır kurumları, köy ve arazi vakıfları yapan bazı Cizre Beylerinin arapça listeleri şöyledir: «Vakifu karyeti Man- suriye Mansuriye Paşabinil Emir Şeref, bin Han Abdal, bin Kasım Paşa, binli emir Şeref hani Burcul Eblak, binil Emir Muhammed, bin Han Abdel, bin Emir Nasır, bani Medresetut Tanzeh, binil Emir Bedreddin hani Medresetul Re’sııl Meydan bil Cezireti, Vehuve ve emir Muhammed hani Medresetl Süleyman Beg lbnani Ii emir Şah Alibeg vehuve Emir Şeref hani Medresetil Hamra Ibnani li emir Bedreddin vakifu karyeti Behmur, alel kıraeti binil emir Şeref binil emir Ali beg, bini Emir Meeduddin, bani Medresetil Mecdiyye, bil Cezireti ve Medreseti Şazeh, binil emir Abdullah bin Abdilah binil emir isa binil emir seyfeddin bani medreseti seyfiye bil kaleti binil emir izeddin binil  smir seyfeddin binil emir nasiruddin binil emir diyaudini  bohti.

  Türk Beylikleri (Doğu ve Güney – doğu Anadolu’da) adlı kitaba göre: Cizre ve Finik kolu diye iki kol gösterilmiştir. Bunlar aşağıdaki şekildedir:

CİZRE KOLU                                                   FİNİK KOLU

Süleyman Bey                                                   Hacı Bedir Bey

Abdulaziz Bey                                                   Mehmet

Seyfeddin Bey                                                  Şemseddin

Mecdeddin Bey                                                 Bedir

İsa                                                                      Mehmet

Abdal                                                                 Ahmet

İzeddin                                                               Şemseddin

Abdal                                                                 İbrahim

İzeddin                                                              Ahmet

Şeref                                                                  Mehmet

Bedir

Kek Mehmet

Şeref

Ali

Bedir

Mehmet

Mehmet

Aziz

 

 

Bu kaynağa göre birçok bey atlamış olup, isimleri geçmemektedir Örneğin: Meşhur Mem u Zin olayı zamanında Cizre Bey olan Emir Abdal oğlu Emir Zeynuddin’den hiç söz açılmamıştır. Ayrıca Finik kolunda Timur zamanında emir olan İzzeddin den de bahsedilmiştir. Yukarıda sayılan her iki kaynakta da eksiklikler bulunmaktadır.
Cizre Beyliğinin kurucusu Süleyman Beyin ölümü üzerine oğulları memleketi kendi aralarında taksim ettiler. Bunlardan biri Cizre koluna, diğeri Gurgil öbür üçüncüsü de, Finik koluna katılırlar. Daha sonra Gurgil kolu dağılır. Finik kolu ile Cizre kolu kalır. Finik kolu Timur devrinde yıkılır, Cizre kolu ile birleşir. Cizre kolu 1627 yılına kadar hüküm sürer.
Diyauddin Nasır udin Seyfeddin Beyler bir ara hâkimiyet sürdürürlerken, Emir Seyfeddin bunlar arasında en fazla eğitim ve öğretime önem vererek, kalede Seyfiyeye Medresesini yaptırmıştır. Emir İzzeddin zamanında çevre Timur istilasına maruz kalınca, Emir İzzeddin Mardin’e birçok hediyelerle giderek, Timurla görüşüp onun bazı şartlarını kabul ederek bu 1. istiladan halkını kurtarır. Ancak, 1401 yılında Timur Cizre bölgesine doğru gelirken Finik ve çevresini alt üst eder. Emir İzzeddin Finikten kaçarak canını zor kurtarır. Bu sefer, Finik’ten Cizre’ye doğru hareket eder. Timur, ordusunu Şikefta ile Güzeller arasında şimdi Banioduye diye anılan yerde yerleştirir. Şehri kuşatma ile alamayınca  , geceleyin askerlerini Dicle’den yüzdürerek geçirtir. Ansızın bir gece yarısında gözü dönmüş askerler Cizre içine dalarlar. Şehir alt – üst edilerek erkeklerin çoğu kılıçtan geçirilir. Mallar yağma edilerek şehir harabe bir hale getirilir. Şehirde e zaman bulunan bir çok âlim ve sanatkar da beraber alınıp götürülür. Bu âlimler arasında dünya kıraat ilminde en meşhur ve Tecvidin ilk müceddidi ve babası olan, hadis, fıkıh ve şiirde dahi, yüce âlim Şemsemdin Muhammed ibni Muhammed el cezeriyi alıp Şiraz ve Semerkanda götürür. Hatta bir kaynakta Şiraz da vefat ettiği söylenmektedir Timur Memluklara Cizre ile ilgilenmesi için emir verir Ancak Cizre bu arada yine düzenini sağlayıp Beyliğine devam eder.

Emir Isa, Emir Abdullah zamanında mühim bir olay meydana gelmemiştir. Emir Abdullah’ın oğlu Abdullah Seyfeddin Bohti (Abdal) ilim adamlarının çoğalması ve Cizre’nin kültür, edebiyat alanında İlerlemesi için kendi adıyla anılan «ABDALYYE MEDRESESİ» ni yaptırmıştır. Ayrıca kendi adına basılmış paralar Sikkeler ve eserler bastırmış ve bu eserlerin bir örneği şimdi İngiltere Londra Müzesi’nde durmaktadır. Parasının ‘bir yüzünde: «Lailalheillallah Muharnmedun Resululiah. ve silinmiş tarihi, öbür yüzünde ise, «Abdullah ibni abdillah  el Cezeri» yazısı bulunmaktadır. Ayrıca paranın üç yerine ufak üçgenlere benzeyen motifler de mevcuttur. Bunun üzerine oğlu Emir Zeynuddin geçer.
Emir Zeynuddin devrinde, yani 1441 yılında meşhur ilahi aşk olayı olan Mem u Zin yaşanmış olur. Kendisi bu olayla bir seneden fazla ilgilenir. Bütün Cizre halkı gibi, kendisi de acıyı paylaşır. Emir Zeynuddin’den sonra kardeşi Emir Mecduddin başa geçer. Bu zat da, Cizre’de ve Çağlayan köyü olan eski Şah – Şazeh’te birer Medrese yaptırır. Her iki Medrese de kendi adı ile anılır. Halk bunlara Mecdiyye Medresesi demektedir. Mecduddin’in ölümü ile yerine oğlu Alibeg, onun da yerine 1. Şeref (Han Şeref) onun ölümü üzerine de oğlu Emir 1. Bedreddin paşa geçer. Bedreddin’in ölümü üzerine kardeşi Kek Muhammed Bey geçer geçmez, Cizre Akkoyunlular tarafından işgal edilir. Akkoyunlu Uzun Hasan, Cizre Beyliği’nin tamamım istila ederek, geniş ölçüde ülkeyi tahribata uğrattı. Bohtan ileri gelenlerinin bir kısmını öldürterek, çoğunu sürgün ettirir.  Akkoyunluların hakimiyetine giren Cizre’ye Çelebi Bey adında bir Türkmen Beyi Cizre valiliğine atanır. Türkmenler arasında bu Çelebi Bey’in torunlarına <Çelebi Lo> diye anılır. Çelebi Bey, Cizre ve havalisinde geniş ölçüde emniyet ve asayiş sağladıktan sonra, birçok imar hareketleri yaptırır. Bunun idaresi 30 yıla yakın sürmüştür.
Emir Bedreddin’in oğlu İİ. ŞEREF bu zamanda Akkoyunlulara karşı isyan hazırlığına geniş şekilde devam etmektedir. Bu sırada Şah İsmailSafevi de, Akkoyunlulara karşı, mücadele halinde olup, yok etme hareketine de başlamıştı. Bunu fırsat bilen II. Şeref, Allah (c.c.) dua ve niyazlarda bulunarak, tekrar şehri geri alırsam, şehrin giriş yerinde bir cami ve bir de medreseyi yapacağını üzerine adar. Tüm Bohtan aşireti ve bölgesinin yardımı İle 1508 yılında Cizre’nin batısında şimdiki Kırmızı Medresenin bulunduğu yerden şehre girer. Böylece hem yeniden beyliğini kurar, hem de üzerine adamış olduğu Cami ve Medreseyi inşa ettirir.
Emir II Şerefin yaptırdığı bu, medreseye MEDRESET OL HAMRA
denilir. Şimdi ise; Kırmızı Medrese anılmakta olup, halk arasında Medrese Sor diye söylenir. II . Şeref çok dindar ve âlimleri, ilim talebelerini seven bir zatı. Onlara saygıyı, yüce Peygambere yapılmış bir saygı olarak kabul ederdi. Bu Kırmızı Medrese’nin döner sermayesi için, birçok köy ve arazi parçalarını vakfe etmişti. Kendi öz malından yaptırdığı bu Medreseye Andabor denilen bahçe, şimdi Sarı tarla dediğimiz Hırabzür ve birkaç parça tarlayı da vakfe etmişti. Bu vakıfların geliri ile hem medreseyi korur ve tamir ederlerdi. Hem de tüm öğrenci ve öğretmenlerin ihtiyaçlarını giderirdi
II. ŞEREF (HANŞEREF) zamanında yetişen Cizre’nin ve tüm İslam âliminin en değerli mutassavvuf, şair, yazar ve alimi rahmetli Şeyh Ahmet el Cezeri, kendi emirine manevi destek olmuş ve emirin özel Enderun mektebinde bugünkü tabiriyle profesörlük yapmıştır. Ayrıca Ş. Ahmad el Cezeri bir çok alim yetiştirmiştir. II. Şeref’in oğlu, Ş. Ahmed el Cezeri’nin talebesi ve arkadaşı, Emir İmadeddin bu zamanda yetişmiş ve hatta Ş. Ahmed el Cezeri ile karşılıklı manzum mani, rubal, kaside ve söyleyişler göndermişlerdir. Emir İmadeddin ile II. Şeref’in aile efratları Şeyh Ahmet İle beraber Kırmızı Medrese’nin bir parçasını teşkil eden güneydeki kubbede gömülüdürler. Şeyh Ahıned el Cezeri’nin dehası, fikir anlayışı, valiliği dolaysıyla, Emir Şeref onu kendi öz ailesi arasına katmıştır.

Emir II Şeref’in beyliği zamanında, Şah İsmail Saf evi, Cizre ve dolaylarını İstila etmek için çok çaba sarf etti. Yapılan iki saldırı karşısında Emir Şeref füzül bir şekilde taarruzları def edebildi. Bu sefer Şah İsmail Safevi’nin en seçkin askerlerinden meydana gelen ve zamanın ünlü kumandanlarından TEKELİ YAĞAN BEY kumandasında bulunan  KURTÇUBAŞİ» ordusu üçüncü saldırıyı yaptı. Bu seçkin ordu da Cizre’de yenilgiye uğratıldılar. Böylece, doğu ve güney – doğu Anadolu’yu alan Safevi ordusu, Cizre’yi alamadan geri çekilmek zorunda bırakıldılar. Artık bu savaşlar, Cizre beylerinin istiklal mücadelelerinin sembolü olmuş oldu. Şeref’in ünü daha da arttı. Artık halk arasında kendisine Han şeref lakabı verilmiş olur. Bir hakkın adil şekilde tecellisi karşısında, Han şeref’in adil idaresinin menkıbeleri hala bugün de, Cizre’de dilden dile dolaştığı gibi Emir Han şeref’in devri hatıralarda, hikayelerde. Olaylarda anlatılmaktadır.
Emir II Şerefin yerine geçen, Emir şah Ali Bey birçok doğulu beylerle Şah İsmail’in yanına giderler. Şah İsmail iltifat edeceği yerde hepsini hapsettirir. Ancak bunların çoğu, bir süre sonra değişik yollarla kaçmayı başarırlar. Bilhassa Emir II. Şeref’le kardeşi Emir Şah Ali bey kaçanlar arasındadır. Şah İsmail, Şah Emir Ali bey’i tevkif ettiği sırada, çok kısa bir sürede Cizre’yi idaresine almıştı. Muhafaza- Sina da o zamanın Diyarbakır valisi bulunan Ustaclu oğlu Mehmet Hanın kardeşi Ulaş Bey’e bırakmıştı. Hapisten kaçar, kaçmaz Emir Şah Ali- bey, tekrar Cizre hâkimiyetini hemen eline alır. Bugün Cizre’nin bir mahallesi olan Alibey (Mirali) mahallesi bu zatın adım taşır.
Şah Alibey müstakil olarak hüküm sürmek kabil olmadığım anlayınca varlığını koruyabilmek için, kuvvetli bir devletin himayesine girme lüzumunu his etmiştir. Bu nedenle şii – alevi bir devlet olan İran’ın Safevi idaresi olacağına, ehli sünnet vel cemaat olan Osmanlıları tercih edip. Bitlis Emri’nin aracılığı ile keyfiyeti İstanbul’a bildirdi. Böylece Osmanlı devletinin himayesine girmeyi Molla Idrisi Bitlisi’nin aracılığı ile sağlanmış oldu.

Emir Şah Ali bey’in ölümü İle yerine oğlu Emir II. Bedreddin (1524. 1573) geçti. Osmanlılara karşı bağlılığın koruyarak kuvvetlendirdi. Emir II. Bedreddin, Cizre’de Medresetul Resul Meydan (Meydanbaşı Medresesi) diye anılan medrese ve camii yaptırır.   Bu cami ve medresenin avlusunda da birçok Cizre emirinin mezarı bulunmaktadır. Zaten halk da buraya Mirekler (Beyler) camii derler. Meydanbaşı Medresesi bugünkü dört yoldaki camidir. Eskiden caddeler geniş olmadığından, Cumhuriyetin İlk yıllan da bu caminin güney ve batısından alınıp, yol genişletilmiştir. Böylece yıkılan cami küçültülmüş olup, bir çok beyin de mezarı cadde altında kalmıştır. Hatta Emir Seyfeddinin mezarı şimdi cami mihrabının  solunda olduğu ve Emir Mehmet Beyin mezarının cami kamışlığında olduğu, Emir Tacdinin mezarının ise, kuzeyde bulunan küçük hücrenin önünde olduğunu eski müftümüz rahmetli Mahmut Bilge bildirmişti.
Emir Bedreddin’in kardeşi, Emir Muhammed ise, Medresetul Süleymaniye adlı medreseyi bina etmiş ve şimdi Şeyh Muhammed Nuri camii diye anılır.
II. Bedreddin Bey, Kanuni Sultan Süleyman yanında (1549 yılında) ikinci İran seferine katılmıştı. Dönüşte beylerin Padişahın elini öptükleri sırada yapılan bir takdimde, Hakkâri beyi Zeynel Bey’in tehir hatasıyla verdiği işarette de II. Bedreddin Bey suçsuz olduğu halde Veziri Azam ve Padişahın damadı Rüstem Paşa, (1543 -1553) tarafından olay yanlış anlaşılmış ve yorumlanmıştır. Meseleye çok fazla sinirlenen Rüstem Paşa.Emir II. Bedreddin aleyhine propaganda yaparak, nihayet bir ferman-ı Humayan çıkarttırıp Cizre Beyliğinin oğlu Nasır Bey’e verdirdi. Nasır Bey emirliğe başlar başlamaz, Bedreddin Bey Şeccar (Sincar) bölgesine çekildi. Böylece Cizre’yi oğlu Nasır Bey’e bıraktı. İki yıl sonra, durumu öğrenilip, vaziyet iyileşince Bedreddin Bey tekrar Cizre Beyliği’ne getirildi. Nasır Bey de Tor ve Haytem (Hitim) nahiyelerine çekildi. Ayrıca Tanzeh de bir medrese yaptırmıştır ki, adına Medrese tun Nasıriyye denilir. İhtiyarlığında başa bir daha geçen II. Bedreddin devri sükunet içinde geçti. 49 yıl beylik yapan II. Bedreddin Bey, 95 yaşında ölünce, Beylik eski arazisine sahip olarak genişledi. Bunun ölümü üzerine yerine kardeşi Emir Muhammed geçti.
Bedreddin (Bedir) Bey’in İhtiyarlığında, bu Mehmet Bey kardeşine yardımda bulunup, birçok idari işte de iştirak ediyordu. Osmanlıların II. Veziri şark serdarı Lala Kara Mustafa Paşa’nın Gürcistan ve Kafkasya seferlerine 1. Muhammed (1573-1583) katılmış ve bu seferde şehit olmuştu. Söylentilere göre şehit olunca, hazinesinde 200.000 altın bulunuyordu. Emir II. Muhammed, Cizre’de Kale Mahallesinde dedelerine izafeten bir medrese yaptırmıştır. 0 zaman, adı Süleymaniye olan bu medreseye şimdi, Muhammed Nuri Camii denir. 1. Muhammed Bey’in büyük oğlu olmadığı ve yalnız küçük oğlu olduğundan, Bohti Kabilesi yönetime el atmak istemişse de, hanımı oğlunun hukukunu korumak amacıyla, kızların Han-Abdal (Abdal han) ın oğulları III. Şeref ve Emir Nasır ile evlendirdi. Cizre ve yöresinde babası ölürken, çok küçük olan erkek evlatlara bir daha babalarının adı takıldığından I.Mehmed’in oğluna da «SULTAN MEHMED» adı verildi. Yirmi yaşına gelince İstanbul’a götürülerek kendisine Cizre Beyliği beratı verildi. 1583 yılında çocuksuz olarak öldü. Beylik makamında ancak beş yıl kalabildi.

Bunun üzerine sülalenin diğer şubesinden, Osmanlı Devleti’nin emri üzerine Emir Aziz. (1583 -1591)- Cizre Beyi oldu. Beylikte iki yıl kalınca,1586 yılında özdemiroğlu Osman Paşa’nın Iran seferine katıldı. Bu sırada beyliği 111. Mehmet bin Han abdal’a bıraktı. Bu sefer Cizre’ye gelemeyerek Sincar’a çekilmek zorunda kaldı. Ancak, Serdar-ı Ekrem Ferhat Paşa, 1585 de Erzurum’a geldiğinde, Emir Aziz orada yanına giderek (1586-1587) Paşa’dan tekrar Cizre Beyliği emrini getirip aldı ve yerine döndü. Bunu hazmedemeyen Emir Şeref ve kardeşleri, daima onu taciz etmeye başladılar. Çevre bütün aşiretleri kontrolleri altına aldılar. Diğer bölgeleri de kendilerine bağladılar. Emir Aziz’in elinde yalnız Cizre Kalesi ve dolayı kalmış oldu. Burasını da bir gün kuşatınca, kaleyi oğluna bırakıp, durumu İstanbul’a bildirmek üzere kendisi bir yolunu bulup gitti. İstanbul’a kamca Emir Aziz hakkında Diyarbakır Beylerbeyine gönderilen 16 Zilkade 999 (1590) tarihli hükümde
«Cizre eyaleti mir Aziz’e verildiği halde Han-abdal oğlu emir Şeref’in Cizre’yi kuşatıp oraya bağlı bulunan aşiret ve kabilelerine  “siz bize tabi olmalısınız” diye kılıçtangeçirdiği çeşitli fenalıklar yaptığı bildirilmiş ve İstanbul’da bulunan mir Mehmet adındaki kardeşleri de Cizre eyaletinin kendi üzerinde bulunduğunu bildirerek mir Aziz’in adamlarına zapt ettirmeyiz diye fitne ve fesada bulunduğu, Cizre’yi kuşatma işinin buradaki mir Mehmet’in tahrikinden ileri geldiği anlaşılmış, bu sebeple kendisi batı adalarına sürülmüştür. Cizre’ye adamlar gönderip. Durumu tetkik ettiresin, Han oğulları sükûnette iseler mektup ve adam gönderip kendilerine sıkı ihtar ve tembihte bulunsun benimsemezlerse derhal Diyarbakır askerleriyle üzerlerine varıp İtaat üzere olmayanları diğerlerine ibret olacak surette kılıçtan geçiresin. Diri ele girenleri kalede hapsedip verilecek emrim üzere iş görsün geri kalanlara ibret olacak surette kılıçtan geçiresin.
Emir Şeref, uzun bir kuşatma sonucu şehre girebildi. Bu haberi duyan Osmanlı Hükümeti, derhal Musul mirmirani Hüseyin Paşa, Hazo emin Mehmet Bey ve doğulu birçok beyle birlikte üzerine yürümeleri emrini vermiş oldu. Emir Şeref derhal, karşı koyamayacaklarını anlayınca kardeşleriyle birlikte kaçtılar. Hüseyin Paşa Emir Azizi Beyliğe bırakıp ayrıldılar Hüseyin Paşanın dönmesiyle birlikte bütün aşiretçe istenmeyen adam olan Emir Aziz’e cephe alma devam etti. Mir Şeref tekrar Cizre’yi kuşatıp alarak, emir Azizi öldürüldü. Böylece emir Şeref, emir Aziz’i öldürerek ortadan kaldırmış ve kardeşlerini de nahiyelerde bulunan kalelere atamıştı. Bunu duyan Osmanlı Devleti, hemen Diyarbakır mirmirani Boşnak Mehmet Paşa’ya Cizre üzerine yürümesi emrini vererek, hoşnutsuzluğunu derhal belirtti. Emir Şeref derhal ortadan kaybolup kaçtı. Bunun üzerine Bohti ve diğer aşiretlerce de korunan emir Şeref’in rahat durmayacağı belli olduğundan, Cizre ve dolayları Emir Mehmet’e, Şah nahiyesiyle diğer bir kısımda Emir Şeref’e tüm kabilelerin oy birliği ile verildi. Bu anlaşma sonunda Boşnak Mehmet Paşa’nın ordusu da artık Diyarbakır’a döndü.
Emir III. Şeref ile emir III Mehmet Cizre beyliği için anlaşamıyorlardı. Osmanlı Padişahı III. Murat Cizre bölgesinde bulunan bu sürtüşmelerden çok müteessir oluyordu, Bu işleri kökünden halledip düzeltmek istiyordu. Diyerbakır Beylerbeyine Recep sonu 100 L (1592) yılında ve aynı zamanda bir suretinin Musul Beylerbeyine tebliğ edilen hükmü şerifi  gönderdi
«Hükümden, anlaşıldığına göre Cizre hakimi Mehmet Bey mektup gönderip öteden beri Cizre Hükümeti hususunda Emir Aziz ile çekişmekte olduklarını beyliğin kah kendisine, kah emir Aziz’e verildiğini, beylik onun elinde iken kardeşi Emir Şeref, bir hayli kalabalık eşkıya İle basıp bütün aile halkıyla beraber öldürtüp haksız yere memleketi zapt ettiğini, İstanbul’dan emri şerifle gelen çavuşa da itaat etmediğini, memleketin kılıç İle fetheyledim diye isyan üzere olduğunu, hakkından gelinmesini rica ettiğinden buyurdum ki, hükmü Hümayunumu alınca bizzat alakalanıp Emir Şeref Cizre’de veya beylerbeylik çevresinde nerede ise birbirinizle haberleşip uygun tedbirler alasınız.Fırsat vermeyerek ele getirip hakkından gelesiniz ve Cizre vilayetini de öteden beri olduğu gibi Mehmet Bey’in adamlarınateslim edesiniz.» Diyarbakır Mirmirani Boşnak Mehmet Paşa ve beraberindeki askerleri Cizre’yi terk edip, Diyarbakır’a gidince, Emir Şeref tekrar etraf aşiretlerini toplayıp Cizre’ye saldırdı. Cizre’yi aldı. Osmanlı Hükümeti Emir Şeref’in Cizre ve çevresindeki nüfuzunu artık anlamıştı. Onun için meseleyi geçici olarak halletmek üzere beyliği Emir Şeref’e verdi (1596). Emir Mehmet de Hasankeyf (Hısn-Kayfa) sancağına tayin edildi. Ancak, bir bahane ile Emir Şeref amcası oğlu olan Emir Mehmed’i, Cizre Kalesi’nin Belek burcuna yapışık dış surunda kılıçlayarak Dicle’ye atıp öldürdü. Hala da burada bulunan durgun su girdabına Mir Mehmet Girdabı (Gera Mirmeheme) adı verilir.
Emir Şener’in yönetiminden sonra, yavaş yavaş beylik sürtüşmeleri ve iki kol olan bey ailelerinin her iki tarafı da kendisine istediğinden bir hayli problemler çıkmakta idi.